6 Kasım 2010 Cumartesi

Metrobüs

Zam için yorum yapmayacağım. Farklı açılardan baktığımızda hepimiz haklıyız.

Garajda dururken ayda 200 tl masraf çıkaran araçlar,
yağmurda durmayan, karda çalışmayan, kuruda kısa mesafe almayan taksiler,
2-3 derece ayazda 20 dakikadır gelmeyen dolmuşlar,
istedikleri zaman güzergahını değiştiren minibüsler,
gece 6 saat çalışmayan raylı sistemler,

26 günde kazandığı 600 tl nin 150 tl sini o parayı kazanmaya giderken harcayanlar,
milyonlarca lira zararda olan çalışanlarının maaşlarını ödeyemeyen kurum,
1 liralık mazotu 3 liraya satan devlet,

yaşadağımız ülke türkiye; küba değil,
15 milyonluk garajı 1 milyar parası olanlar var,
öss ye çalışıyorum abi diyor genç, annesi çaldırıyor iphone undan, kendisini arasın diye,
öte yandan iç burkan örnekler zaten 1 saat sonra başlayacak haber televizyonu olmayan televizyonların haberlerinde.

Yüklem koymayayım yorum yapmayacağım dedim. Ama bunlar gördüklerim...

10 Ağustos 2010 Salı

Aaa! O geldi, işte o, şey ya işte hatırla hadi...

Bugün sabahın köründe kırtasiyedeyiz Hasan ile. Hasan benim eğitim koçluğumu ben ise Hasan'ın başına dırdır etme yardımcılığı görevini üstlenmekteyiz. Neyse tabi beklendiği gibi elektrikler yok. Çünkü bizim elektrik ile işimiz var. Keşke iki kapıyı açınca oluştuğu gibi şu -ceryanı- oluşturabilsek. Günün karlarından saydığım Aziz Abi ile tanışmamız gerçekleşmiş, elektrikler gelinceye kadar esnaf moduna giriyoruz. Tabureler çekiliyor, çaylar geliyor. 1-2 dakikalık muhabbetten sonra güneşimizi bir hanımefendi engelliyor. Birşeyler soruyor ama zati cevaplar benimle ilgili değil halihazırda ben onun kim olduğunu bulmaya çalışıyorum. Yok ama üst kattaki damarlar tıkalı şuan. Bulamıyorum. Zaten 5-6 dakika sonra teyzemiz açıklıyor kimliğini. Saygıdeğer bir hocamız olduğu ortaya çıkıyor ama benim düşündüğüm o ünlü yazar değil. Tabi biz Hasan'la 50 santigratı zorlayan sıcaklıkta ismi aklımıza getiremiyoruz. Biraz önce anımsıyorum.

Ece Temelkuran değil miydi o agadi?

Pilim bitiyor aynen cep telefonu gibi kontrol edemiyorum. Affola.

Huz mâ safâ da' mâ kedür.

Bunu bana neden yapıyorlar?

4-5 ay geçti üzerinden. Rutinleşen İstanbul gezilerinden birinden dönüşümde Yenikapı'daydım. Bilet sırasında bundan sonraki ilk fakat günün son feribotuyla gitmek isteyen 25-30 kişiyiz. Önümde bekleyen bayan gişe memuruyla bir tartışma içerisinde. Rezervasyon yapmış ama biletini satmışlar falan filan... Tamam paşam seni son dakikaya kadar bekleselerdi. Gelmessen koltuk boş giderdi ne olacak dimi? Sonra babasını aradı; durumu anlattı filan. Bir cümle o anda beynime kazındı.
-Baba bunu bana niye yapıyorlar?

***

Ben böyle düşenemiyorum. Okuldan almam gereken bir belgeyi 3-4 kez gitmem sonucunda kerhen alabiliyorum, işler rast gidecek ümidiyle aldığım(sadece rezerve edip bırakmadığım) biletler yanıyor, hiç alakasız bir gün bir saatte tüm otobüsler dolu olabiliyor, hava sıcaklığı 45 derece elimde bir çanta yapmam gereken onlarca iş ve bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar saatim kalmış olabiliyor, tüm bu 5 gün almış koşuşturmaların ardından bir yanlış anlatım yüzünden -yanlış anlama değil- tüm koşuşturmalrım geçersiz olabiliyor. 30 saniye ile vapur kaçırmalar, taksicilerin tripleri bitmiyor tüm bunların ardından. Şu anda Tem'deyiz otogardan kalkalı 45 dakika oldu ama köprüyle pek bir alakamız yok. Tamam cuma mesai bitimi olsa eyvallah ama Allah aşkına salı 13.45... Mesai bitmeden Bursa'da olmam gerekiyordu. Gelgelelim ben bunlar neden oluyorum anlayamıyorum. Tüm bu kişiler oturmuş bunları bana kurmuşlar gibi düşünemiyorum ki 'bunu bana neden yapıyorlar yaaa' diye bağırıp kurtulayım. Ama çözeceğim az kaldı. Size de yazarım reçeteyi.

Önümdeki ekranda dom kamera marifetiyle yoldaki sıkışıklığı gösteren görüntü dönüyor ve kulaklıklarımdan linkin park-don't stay sesleri geliyordu.

4 Mart 2010 Perşembe

Tüm İnegöl'e Benden Kadayıflı Tavukgöğsü

Sevgili İnegöl'lüler. Kulağıma bazı duyumlar geldi. Kadayıfın tarifi kaybolmuş ve ufak çapta bir ayaklanma başlıyormuş. Öncelikle bunda Yusuf'un hiçbir suçu yok. Tarif ilk yapımdan sonra kendi kendini imha ediyor. Bu benim bloguma ziyaretçi çekme taktiğim. Tarif aşağıda yazılı fakat tüm yazıları okumadan görünmeyecek şekilde ayarladım.(Bundan pek emin değilim)

Öncelikle
1 kg süt
1 su bardağı un
1 su bardağı şeker ile kremayı yapıyoruz. Soğuduktan sonra 1 paket kremşanti ile çırpıyoruz.

Sonralıkla
300 gram kadayıf
200 gram tereyağ
1 su bardağı şeker
1 su bardağı ceviz dörtlüsünü ceviz pembeleşinceye kadar kavuruyoruz. Yarısını tepsinin altına koyuyoruz, kremayı döküyoruz ve diğer yarısını üstüne koyuyoruz.

Afiyet olsun.

3 Mart 2010 Çarşamba

İnegöl! Bekleyin...

Arkadaşlar evdeki internetsizlik sorunundan ötürü tarifi gönderemiyorum. Ama hazır. 1-2 gün içerisinde yayımlanır. Eyvallah

22 Kasım 2009 Pazar

4.Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali

Bu akşam 21.30 başlayacak filmin sonunda 4. festivalide bitirmiş oluyoruz. Her sene vize haftasına denk gelsede Bursa için faydalı bir 10-12 gün geçiyor diyebiliriz. Tabi ben tarihi eleştirdiğimde organizatörlerde bizi eleştireceğine okulu bitirseydin iki tarafta kurtulurdu diyebilirler, saygı duyarım. Zaten Antalya Film Festivali'nden hemen sonraya denk geldiği için tarihi değişecek.
Öyle çok bi sinema bilgisi veya birikimi olan biri olmamakla beraber severim festival filmlerini izlemeyi. Zaten gittiğim filmlerin büyük çoğunluğunu oluşturuyorlar. Çünkü gidemiyorum şu popüler filmlere. Nedenini bilmiyorum ama gidemiyorum. Şimdi aklıma gelen James Bond, Batman, Vali ve Polis...Polis'in tarihi 2006 galiba. İşte 4 sene 4 film.
Bu haftaya bakalım.Bahtıkara, Ressam, 40.Kapı, Mommo...Mommo'nun tarihi...:) Çarşamba akşamı. 4 gün 4 film. Tabi bu filmlerin iki tanesinin en iyi film, bir tanesininde en iyi yönetmen ödülü alması daha bir güzel oldu. Seneye görüşmek üzere beyaz perde. Gerçi bir tane popüler film hakkım var, onu kullanırım seneye kadar.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Evde suşi yapımı

Bir blog -sağolsun- suşi yapımını tarif etmiş. Hem insanlığa faydam olsun hemde aradığımda bulayım diye buraya koyuyorum. Yapın yaptırın.

1) Nori (a.k.a yosun. Migros'ta ya da büyük marketlerde satılıyor.)
2) Pirinç (Basmati olmayacak, kısa pirinçler makbul. Calrose olabilir)
3) Havuç
4) Salatalık
5) Somon füme
6) Surimi (marketlerde var, yengeç eti)
7) Hasır amerikan servis. (suşi roller bulamayanlar için ideal)
8) Soya sosu ve wasabi

(başka malzemeler de konabiliyor, tercihe bağlı)

Pirinç haşlama kısmı oldukça basit, bire bir ölçü denen haltı kullanmamak lazım yalnız. Bir bardak pirince üç bardak su katınız efendim. Ha, bir de pirinci yıkamadan haşlamak gerekiyor ki yapışkan bir hal alsın. Sebzeleri uzunlamasına ya da Frenklerin dediği gibi julyen doğradıktan kelli, yosunu amerikan servisin üzerine koyunuz. Tırtıklı kısım içe gelecek, yani yosunun tırtıklı kısmı. İçine pirinci koyup yaymak gerekiyor. Bir kase suda narin ellerinizi ıslatıp, pirinçleri iyice bastırın. Sonra üstüne salatalık, somon, havuç, işte ne istiyorsak koyuyoruz. Sarma kısmı az buçuk çetrefilli ama şipşak öğreniliyor. Olay şu; amerikan servisi kullanarak rulo yapmak gerekiyor. Bir tur döndürüp bastırın, hafifçe itip tekrar bastırın, rulo tamamiyle bitinceye kadar bunu yapmaya devam edin. Artema gibi yani. Sonunda şahane bir rulomuz oluyor. Keskin bir bıçakla kesiniz, oldu da bitti maşallah. Az biraz wasabiyi soya sosuyla karıştırıp, suşilerimizi banıyoruz, şapır şupur yiyoruz.